işte buldum! dediğim an aslında bulamamıştım, sadece olabilme ihtimaline kendimi o kadar kaptırmıştım ki, gözlerim kapandı. benim gibi düşünen, benim gibi olan insanları gördükçe oh be çektim, mutlu oldum ve en önemlisi bağlandım
bağlanmak.. ne saçma bi’şey
bir zaman sonra anladım ki benim gibi olanlar benim gibi değillerdi
ya benim gibi olmaktan çıktılar ya da ben benim gibi olmaktan çıktım
…
biraz şiir, biraz şarkı, biraz edebiyat oh gel de yat
bu ne be?
bu mu hayat?
nerede kaldı emri bil-maruf ve nehyi anil-münker?
hani cihat, hani bizim büyük bir savaşımız vardı?
ilk kendi içimizle savaşacaktık
…
sadece raflarımızı dolduran kitapları okumakla olmuyor
kitap yüklü eşeklere dönüyoruz
ve kimseye karışmamayı öğreniyoruz
herkes kendi kendine
o zaman islam nerede?
…
ne çok sevdik,
ne çok sevdik liberal olmayı
işte bu yüzden kaybettik
…
bir isyan var
Allah’a değil
ne de insanlara
sadece kendime
çünkü doğrusu kendime zulmettim, affını bekliyorum Rabbim!
ellerim nerede diye soruyorum, önünde ya, elllerim diyorum ellerim, delirdin mi, delirmek hangi açıdan, -çünkü ben bundan daha önce de delirmiş olabilir ya da hep bir deli olabilirm ya da deli değil isem akıllı diyebilir miyim kendime?- ellerimde kırmızı lekeler var, nereden geldi bu lekeler? kimin ahını aldım, yine ne günah işledim, ellerim günahlı hissedebiliyorum. Allahım sen affet çünkü sen gafur ve rahimsin, içime bi’şey oturdu sanki ah, hep bu susmalarım, neden içimdeyim dışıma çıkamıyorum, insanlara iyiyim rolü yapmaktan hiç usanmadım ama bu da hep umutsuz olduğum anlamına gelmez. aslında iyiyim ben ama her zaman değil, aslında iyiym ben güvendikçe Allaha…
sende şuranda acı hissemiyor musun? yoksa benim mi gözlerim kör.
ağlayasın gelmiyor mu senin de yoksa benim mi kalbim katı
korkularım kifayesiz mi senin için..
Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: “nasıl?”. Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. Kelimeler, albayım. bazı anlamlara gelmiyor.
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar
In the Swing by dora_explorer on Flickr.
belki de bir salıncaktır bizi kurtaran
ah o çocuk kalmalarımız..
günlerden haziran bilmem ne ve hava sıcak, olaylar da… boş konulardan bahsediyoruz ama dünya amuda kalkmış durumda. yeter diye bağırasım var ama bağırsam kimse duymaz. yoldan eve gelirken kendimi karınca gibi hissediyorum yer beni içine çekiyor sanki. keşke çekse de kimseler görmese beni ya da görseler ama böyle değil. bir arkadaşım çocukluğumda soda içerken yok olurdum demişti neden ben olmadım, getirin bana bütün sodaları görünmez olucam! hepimiz buralardan gitmek istiyoruz peki nedir bu gidemeyişlerimiz. Gitmemiz için bu kadar çaba gösterenler olduğu halde bu kararan şehirde yaşamaya (inatla) devam ediyoruz…
zamanla istanbul boğazına her osmanlı padişahının adına bir köprü yaptıklarını düşünsenize.
tam bir distopya.
söylenebilecek pek bi’şey yok.. adam çalıyor işte.
bir paper yazma zamanı gelir çatar
ve bu geçmeyen geceleri
mohsenle, acılarla, dertlerle
bitiririm…
Âh nobahari…